Emek Öykü Kaya
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bu Bir Yıl Sonu Yazısı Değil, Bir Tanıklık

Bu Bir Yıl Sonu Yazısı Değil, Bir Tanıklık

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Her sene olduğu gibi bu sene de bir yıl sonu yazısı yazmayı planlıyordum. Ama gündem o kadar karışık, o kadar ağır ki nereden başlasam bilemiyorum. Gemimizin bombalanmasından mı, içinde Libyalı askerlerin bulunduğu uçağın düşmesinden mi, ülkenin dört bir yanını saran uyuşturucu ve fuhuş operasyonlarından mı, yoksa dün 55 bin mahkûmun serbest bırakılıp siyasi mahkûmların cezaevinde tutulmasından mı?

Otuzunu bitirmiş, otuz bire merdiven dayamış bir genç kadınım. Bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda içimde yalnızca coşku yoktu; ciddi bir öfke de vardı. Hem iktidara hem muhalefete. Çünkü özgürlük adı altında aslında hiç özgür olmadığımızı, hatta kendi savunduğumuz partilerin içinde bile sesimizi çıkarmadığımızı fark ettim. Düşünce özgürlüğünün yalnızca zihnimizin içinde, sessizce var olmasına razı olmamız istendi. Bunu dile getirdiğim için pek çok yerden uzaklaştırıldığımı da biliyorum. Yapılan şovların, törenlerin, yüksek sesli cümlelerin büyük ölçüde göstermelik olduğunu fark etmem çeyrek asrımı aldı.

Türkiye’yi anlamak için yakın tarih yetmiyor. 1950’lere, hatta 1940’lara gitmek gerekiyor. Tek parti dönemi; felsefesi yapılmayan, doğruluğu tartışılmayan, bugün baktığımızda ciddi sorunlar barındıran bir süreçti. Ardından, toprak reformuna karşı çıkan ve “Ben toprağımı halka vermek istemiyorum” diyerek siyaset sahnesine çıkan Menderes dönemi geldi. Normalde destek bulmaması beklenirken, halk onunla oyunu da aşını da paylaştı. Çok ironik bir biçimde yollar yapıldı, bugünkü demokrasi anlayışına giden bazı adımlar atıldı. Sonrası malum: darbe, idamlar ve hâlâ içinden çıkamadığımız bir tarihsel travma. O insanları neden astık? Bu soruya cevap veremediğimiz her gün Türkiye biraz daha kötüleşti.

Dün 55 bin mahkûm serbest bırakıldı. Artık açıkça söylemek gerekiyor: can güvenliğimiz yok. Bu kararın ardından geçen yalnızca iki günde, serbest kalan iki mahkûm tarafından iki kadın öldürüldü. Sizi dolandıran biri, hakkınızı aradığınız için yeniden peşinize düşebilir; hatta sizi öldürebilir. Sokaklarda zaten yeterince kadın ve insan ölüyormuş gibi, şimdi daha fazlası mümkün. Çünkü hiçbir suçu olmayan insanlar cezaevindeyken, suçu kesinleşmiş mahkûmlar dışarıda.

Osman Kavala cezaevinde.

Can Atalay cezaevinde; üstelik seçilmiş bir milletvekili.

Figen Yüksekdağ cezaevinde.

Selahattin Demirtaş cezaevinde.

Ve 19 Mart’ta gözaltına alınan, suçunun ne olduğu bile netleşmemiş bir belediye başkanı var. Kim olduğu hakkında konuşmuyoruz. İster adını anmayalım. Burada mesele kişiler değil; hukukun askıya alınmış olması.

Tam bu tabloda, IŞİD’e yönelik operasyonlar da art arda duyuruluyor. Elbette terörle mücadele gereklidir; buna itiraz yok. Ancak bu operasyonların eşlik ettiği dil, yayılan korku ve yaratılan atmosfer, toplumun tamamına verilen bir mesaj hâline geliyor: susun, çekilin, ses çıkarmayın. Suçsuz insanlar içerideyken, suçu kesinleşmiş 55 bin mahkûm dışarıda. Bunların büyük bir kısmı katil. Burada artık şunu söylemek gerekiyor: kendinize gelin ve ses çıkarın.

Bunları yurt dışındaki arkadaşlarıma anlattığımda “Böyle bir şey olamaz” diyorlar. Beğenmediğimiz ülkelerde bile insanlar sokağa çıkabiliyor. Belçika’da çiftçiler polise gübre sıkabiliyor. Bizde ise asgari ücret açıklanıyor, açlık sınırının altında kalıyor ve kimse sesini çıkarmıyor.

Eşim Türk vatandaşı değil. Bana şunu söyledi: “Hollanda’da böyle bir asgari ücret açıklansa, siyasi görüşü ne olursa olsun herkes günlerce sokağa çıkar.” Ben de ona burada ses çıkaran herkesin gözaltına alındığını anlattım. Bunu anlamakta zorlandı. Çünkü onun bildiği dünyada fikir özgürlüğü gerçekten özgürlük demekti.

Ve tam da bu yüzden, aklımızın kafatasında kalabilmesi için göç eden yüz binlerce insandan biriyiz. Ama kimse sanmasın ki insanlar ülkesini bırakmaya heveslidir. Ana dilinde konuşabildiğin, sevdiğini ana dilinde sevebildiğin, kahkahanı bile ana dilinde anlatabildiğin bir yeri terk etmek kolay değildir. Yaşamak için gitmek zorunda kalmak çok acı bir şeydir.

Ama bugün, suçu kesinleşmiş 55 bin mahkûmun serbest olduğu bir ülkede yaşarken tedirgin oldum. Olmak zorunda değilim. Doğup büyüdüğüm, eğitim aldığım, çalıştığım, emeğimle ayakta kalmaya çalıştığım bu ülke benim. Bu ülke benim sosyal güvenliğimi de ruh sağlığımı da korumak zorunda.

O yüzden bu yıl için bir temennim var:

Umarım aklımız kafatasımızda kalır.

Umarım böbreklerimiz, ciğerlerimiz yerinde kalır.

Umarım bir manyağın ya da sapığın bıçağına denk gelmeyiz.

Umarım mahkeme koridorlarında dirsek çürütmeyiz.

Umarım hakkı olan hakkını alır.

Umarım açlık sınırında yaşamayız.

Her şeye rağmen, 2025 yılı benim için fazlaca güzel oldu.

Umarım sıfır hevesle girdiğim bu sene, yine de aynı şekilde olur.

Mutlu Yıllarımız Olsun

Açlık Sınırının Altında Ölmediğimiz

Her Şeye Umut Hep Olsun

Umutlu Senlere

Aklımızın Kafa Tasımızda Kaldığı Bir Sene Dilerim …

Emek Öykü KAYA

Bu Bir Yıl Sonu Yazısı Değil, Bir Tanıklık
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Haberite.com ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!