Emek Öykü Kaya
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Doğu’nun Sessiz Yükselişi, Batı’nın Yorulmuş Ruhu

Doğu’nun Sessiz Yükselişi, Batı’nın Yorulmuş Ruhu

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir uygarlığın çöküşü, genellikle ekonomiden ya da ordulardan önce, insan ruhunda başlar.

Bugün dünya, sessiz ama derin bir psikolojik eksen kayması yaşıyor. Batı’nın yorgun aklı yerini Doğu’nun sabırlı zihnine bırakıyor. Gücün tanımı değişti: artık en çok konuşan değil, en çok düşünebilen kazanıyor.

Yüzyıllardır Avrupa, kendi değerlerini “ilerleme” adı altında dünyaya dayattı. Aydınlanma’nın merkezinde akıl vardı; ama o akıl, zamanla duygudan ve doğadan koptu. Bu kopuşun sonucu olarak Batı insanı, kendini başarı üzerinden tanımlayan ama içsel olarak tükenmiş bir bireye dönüştü. Endüstri Devrimi’nin kölelik düzeni, yerini modern kapitalizmin görünmez zincirlerine bıraktı.

Bugün Avrupa şehirlerinde “özgürlük” sözcüğü dillerde ama, mültecilerin ucuz emeği olmasa o şehirlerin ışıkları sönüyor. Bu çelişki, Avrupa’nın bilinçdışında hâlâ bir efendi–köle ilişkisinin yaşadığını gösteriyor. Mülteciye muhtaç ama mülteciyi istemeyen bir sistem, aslında kendi geçmişiyle yüzleşememiş bir sistemdir.

Buna karşılık, Asya son yirmi yılda kültürel bir yeniden doğuş yaşıyor. Bu yükselişin temeli teknolojide değil, zihinsel ve duygusal disiplinde yatıyor. Japonya’nın üretim etiği, Güney Kore’nin kolektif bilinci, Hindistan’ın spiritüel derinliği ve Çin’in sabırlı pragmatizmi, dünyaya yeni bir denge anlayışı sunuyor.

Bu toplumlar hızla büyürken bağırmıyorlar. Çünkü büyümeyi bir güç gösterisi değil, doğal bir süreç olarak görüyorlar. Bu, Batı’nın “fetih” psikolojisinden çok farklı bir bilinçtir.

Özellikle Çin, bu dönüşümün psikolojik haritasını en iyi yansıtan ülke. Çin’in kültürel kodlarında “süreklilik” kavramı, “devrim”den çok daha önemlidir. Batı, değişimi krizle ilişkilendirir; Çin ise onu döngüsel bir olgunlaşma süreci olarak görür.

Bu fark, sadece siyaset ya da ekonomiyle değil, bilinç yapısıyla ilgilidir. Çin insanı, birey olarak değil, sistemin parçası olarak düşünür. Bu, dışarıdan bir itaat gibi görünse de, aslında bir denge arayışıdır. “Ben” değil, “biz” üzerinden düşünen bir toplum, kaosa değil, uyuma yatırım yapar.

Batı bunu “otoriterlik” olarak okur ama belki de kaçırdığı şey, bu uyumun arkasındaki psikolojik denge becerisidir. Çünkü Çin’in en büyük gücü, duygularını ideolojiye değil, stratejiye dönüştürebilmesidir.

Dünyanın bir diğer ruhsal çatışma noktasıysa Türkiye.

Türkiye, tarih boyunca hem Doğu’nun sezgisel bilgeliğini hem Batı’nın rasyonel aklını içinde taşıyan bir ülke oldu. Bu nedenle her dönemde bir “yön arayışı” yaşadı.

Bugün de aynı eşiğin üzerinde: bir yanda Batı ile kurulan stratejik işbirlikleri, diğer yanda Doğu’nun derin kültürel mirası.

Bu coğrafyanın en ilginç özelliği, ne tamamen Batılı ne tamamen Doğulu olması.

Psikolojik olarak bu, iki kimliğe sahip bir birey gibidir: biri planlayan, diğeri hisseden.

Ancak bu kimlik çatışması doğru yönetilemediğinde, ülke kolektif bir “kararsızlık travması”na sürüklenir.

Türkiye’nin en büyük potansiyeli de, en büyük sınavı da burada yatar: Doğu’nun bilgelik sabrını Batı’nın bilimsel aklıyla birleştirebilir mi?

Dünyanın geleceği artık ideolojilerin değil, bilinç biçimlerinin çatışmasıyla şekilleniyor.

Batı, hızla sağa kayarken güvenlik ve kimlik arayışına sığınıyor; Doğu ise dinginlikle yükseliyor.

Ve bu yükselişin ardında silah yok, sabır var.

Çünkü belki de insanlık ilk kez fark ediyor: Gerçek güç, kontrol etmekte değil; dengeyi koruyabilmekte.Teknolojik gelişmede de benzer bir ikilem var. Batı, makineleri üretmeyi başardı ama insan ilişkilerindeki mekanikleşmeyi durduramadı. Doğu ise teknolojiyi üretirken onunla yaşamayı öğrendi. Japonya’da robotlarla kurulan ilişki bir korku değil, bir kabulleniş. Çünkü Asya kültüründe “insan doğaya hükmetmez, onunla uyum içinde yaşar.” Batı’nın doğayı ve insanı kontrol etme arzusu, sonunda kendi sistemine zarar verdi. Şimdi o sistem sağa kayarak, yeniden bir düzen ve disiplin arayışına girdi. Ama bu kez o disiplin, geçmişin kölelik sistemine benzeyen bir tahakkümle geri dönüyor.

Ve Türkiye…

Tam da bu iki dünyanın kesişiminde duran eşsiz bir köprü. Coğrafi olarak Asya ile Avrupa’yı, tarihsel olarak da Doğu’nun sabrını ve Batı’nın hırsını birleştiren bir ülke. Bu yüzden yönü her zaman ikili olmuş: bir tarafı maneviyat, bir tarafı modernizm. Ancak Türkiye’nin asıl gücü, bu iki zıt kutbu dengeleyebilme potansiyelinde yatıyor. Ne tam Batı ne tam Doğu… Bu arada kalmışlık, bir zayıflık değil; tam tersine bir farkındalık yaratabilir.

Yine de son otuz yılda Türkiye’nin siyasetinde bu denge yavaş yavaş kayboldu. Amerika ile yapılan anlaşmalar, ekonomik bağımlılıklar ve uluslararası çıkar ilişkileri, ülkenin iç dinamiklerini zayıflattı. Toplumsal bilinç, kutuplaşmanın gölgesinde kaldı. İnsanlar artık fikir üretmekten çok, hangi tarafta olduklarını söylemekle meşgul.

Psikolojik olarak da bu durum, bireysel özgüveni değil, grup kimliğini besliyor. “Ben kimim?” sorusu yerini “Kimin yanındayım?” sorusuna bıraktı. Bu da bir toplumun liderlere olan bağımlılığını artırıyor.

Bugün hem Türkiye’de hem dünyada yaşanan krizlerin kökeninde, aslında bir kimlik yorgunluğu var. Avrupa, üstünlük duygusunun boşluğunu yaşıyor; Asya, uzun süredir bastırılmış bir bilgelikle yükseliyor; Türkiye ise iki zıt gücün arasında kendini yeniden tanımlamaya çalışıyor.

Belki de artık soru şu olmalı: Biz hangi dünyanın parçası olmak istiyoruz? Sömürgeci Batı’nın rekabetçi bireyciliği mi, yoksa Asya’nın içsel dinginliğine dayalı ortak aklı mı?

Cevap ne olursa olsun, bu yüzyılın yönünü sadece ekonomiler ya da teknolojiler belirlemeyecek. Psikolojik dayanıklılık, kültürel farkındalık ve toplumsal bilinç belirleyecek. Çünkü geleceğin lideri, savaş çıkarmadan değişim yaratabilen; geleceğin toplumu, hükmetmeden var olabilen toplum olacak.

Sevgi ve Saygılarımla

Emek Öykü KAYA

Uzman Psikolog

Doğu’nun Sessiz Yükselişi, Batı’nın Yorulmuş Ruhu
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Haberite.com ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!